Tarihçe

Evrenpaşa  Köyündeki   Özbek  Türklerinin  Kısa  Tarihi

Şanlıurfa  Özbek  Türkleri    Afganistan   ın  kuzey  bölgesinde   ve  Güney  Türkistan  olarak  bilinen  yerlerinde   yaşamaktaydılar. Mezarı Şerif , Bağlan, Kunduz , Sarıpul, Maymana, Şıbırgan, Akça, Bala Murgap illerinde  ve  Afghanistanın   çeşitli  illerinde   yaşarlar.  Evrenpaşa  köyündeki   Özbekler  genelde   Bağlan  ve  Fulkhumri   illerinden  gelmişlerdir.

1979  yılında   Rusların    eski  adıyla  SSCB   nin  işgal  etmesiyle  ve  savaşın  ilk  yıllarında    ruslarla   savaşmışlardır.   1982   yılında   ve  yokluk  ve  çocuklarını  korumak  için Afghanistan’dan   Pakistana   göç  etmek  zorunda  kalmışlardır.  Daha    sonra  oradan  Türkıye   ye  devlet  tarafından   getirilmişlerdir.  ve  Türkiye nin  çeşitli  illerine  yerleşmislerdir.  Bu  Özbek, Türkmen  ve  Kırgız  Türkleri     Tokat, Van, Hatay  ve  Şanlıurfa  illerinde   yaşamlarını   sürdürüyorlar.   Evrenpaşa  köyündeki   Özbek  Türkleri  ilk  4  yıl  Diyarbakır   merkez ve  Şanlıurfa  nın  Birecik  ilçesinde  kalıp  daha  sonra  1986  yılında  Şanlıurfa’nın   Ceylanpınar  İlçesinin  Evrenpaşa  köyüne  yerleşmişlerdir.

Burada   genelde  tarım  ve  dericilik  ile   hayatlarını   sürdürüyorlar. Dericilik   işlerinin   bozulması ve  Türkiyedeki   işsizlik nedenleri   ile  bazı  aileler  başka  yerlere  göç  etmek  zorunda  kalmışlardır. Köyde  kalan  Özbekler  hala  tarım  ve  ve  küçük  çaplı  konfeksiyon işleri  yapıyorlar.

Özbek  Türkleri   gelenek  ve  görenekleirini   günümüzdede   halen  unutmadan  sürdürüyorlar.  Bir  tek  toylardaki  ( düğün)  kara  kuçak göreşleri    tamamen  unutulmak   üzeredir.  Buraya   geldiğiniz  zaman  Türkiye’nin  bır  bambaşka   kültürünü   görürsünüz.

Evrenpaşa   köyünün  nüfusu  ortlama  2000  nin  üzerindedir . Köyde   bir  ilköiretim  okulu,  bir cami ve  bir  mescit  bulunmaktadır.

Son yapılan   yerel  seçimlerde  (2009)    Evrenpaşa  köyünün  muhtarı   Safar   Erdem olmuştur.

Güney Türkistan (Afganistan) Tarihi

1- GIRIS

19’cu yüzyildan baslayarak (resmi ad olarak ilk kez 1801’ci yilda Ingiliz ile Iran’nin arasinda Avganistan/Afganistan konusunda yapilan bir anlasmada yazili kaydedilmistir) bugünlere kadar Afganistan (Avganlar/Afganlar yurdu) adini tasimis ülke, kendi cografi durumu bakimindan Asya kita’sinin ortasinda yerlesip, çok eski çaglardan beri bu kit’a içresinde bir kavsak olarak önemli rol oynaya gelmistir. J. Auboyer’nin yazdigina göre, eski dünyada hiçbir ülke bati ile dogunun ulasimina Afganistan gibi uygun olmamistir.

Avganistan ile baska ülkeler tarihçilerinin yazdiklarina göre, Avganistan’nin iki bölümden olustugu görülüyor: Avganistan ve Güney Türkili, ki bazen de Küçük Türkili denilmistir. Bu ülkenin ünlü tarihçilerinden ve kiral Habibullah’in (1901-1919) sarayinda katiplik yaparken, sarayda var olan kaynaklari kullanarak Pestunlar’in tarihini yazan Molla Feyiz Muhamed Katibi Hazare kendinin, bu ülke hakkinda yazdigi Siracul-Tevarih eserinde, bugünkü Afganistan dogu Fars kentleri olan Herat, Kabil, Siistan ve Belüçistan’dan ibarettir, deye yazmaktadir. Yine ona göre, Afganlar’in yasadigi yerler güneyde Belüçistan’a, doguda Hint irmagina, batida ise Siistan ile Herat’a ve kuzeyde de Herat ile Hinduküs daglarila sinirlidir. Ona göre, Güney Türkili bugünkü Avganistan’nin sinirlari içresinde degildi. Su tarihçi bugünkü Avganistan’nin kuzeyinde olan Bedehsan, Tohar, Meymene ile Balh bölgelerini Güney Türkili veyahut Avganistan’a bagli Türkistan/Türkili diye yaziyor. Yukarida adi geçen tarih kitabinin ön sözünü yazan Habibullah, bu ön sözde kendisini ” …Günes ile Ayni yaratan ulu yaradicinin kulu ve taç veren yüce tanrinin sükrancisi…, ala hazret siracil millet ve din Emir Habibullah özgür Afganistan ve ona bagli Türkistan’nin padisahsi,… ” deye tanitmaya çalisiyor. (Bak: yukarida adi geçen kitap, sayfa 1) Su gibi yirminci yüzyilin ortalarina kadar yazilan baska tarih kitaplarinda da Türkistan/Türkili sözü sikça kulanilmaktadir. Ancak su yüzyilin ortasindan baslayarak, eski Sovyetler yönetiminin siyasi ve ideolojik baskilari sonucu, yalnizca Bati Türkistan’da degil, belki Güney Türkistan’da da “Türkistan”, “Türk” sözlerinin kulanilmasi yasaklanip, onlarin yerine “Orta Asya” ve “Kuzey Afganistan” kavramlarinin kulanilmasina çalisildi.

Bugünkü Avganistan, kuzeyde 1700 km uzunlugunda, Pamir daglarindan baslayip Zülfikar daglarina kadar, demek Tacikistan, Özbegistan ile Türkmenistan cumhuriyetleri, kuzeydoguda ise 74 km uzunlugunda bir sinir seridi ile Çin cumhuriyetine bagli esir Dogu Türkistan, batida Iran, güney ve doguda ise Pakistan ile sinirlanir. Bu sinirlar en son kez 1884-1905 yillarin arasinda disaridan yapilan baskilar üzerine çizilmistir.

Afganistan’nin bugünkü siyasi sinirlari geçmis çaglarda çesitli sekillerde görülmektedir. Örnek olarak Yunan-Bahtar (M.Ö. 2. yy’da), Türk olan Kosanlar (M.S. 2. yy’da), Türk olan Eftalitler/Ak Hunlar (M.S. 5. yy’da), Safaviler (M.S. 9. yy’da), Türk olan Gaznalilar (M.S. 10-11. yy’da), Türk olan Güriler (M.S. 12-13. yy’da), Türk olan Temürlüler (M.S.15-16. yy’da) ve Pestun veya Afgan olarak tanitilan, ancak gerçekte Ak-Hunlar’dan olan Abdallilar (M.S.18-19. yy’da) devletlerin döneminde Afganistan’nin siyasi sinirlari – çesitli çaglarda- bir çagda Dogu-Türkistan’a (Tarim ile Elli-Kasgar) kadar ve yine bir çagi Bati-Türkistan ve bazen de Iran ve Hindistan’a kadar genislenmistir. Buna karsi baska çaglarda bugünkü Afganistan topraklarini, komsulari olan Türkistan ve Iran’la birlikte büyük bir devletin sinirlari içresinde de görmekteyiz, örnek Samanlilar (M.S. 9-10. yy’da), Türk olan Harazimsahlar (M.S.13. yy’da), Emir Temür (M.S. 14. yy’da) ve Nadir Avsar (M.S.18. yy’da) devletleri döneminde. Su gibi yine baska bir çagda da Afganistan topraklarini parçalanip ayri devletlerin sinirlari içresinde görüyoruz, örnek Hahamanislar (M.Ö.6. yy’da), Partlar (M.Ö.3-2. yy’da), Muriyalar (M.Ö.3. yy’da), Sasanilar (M.S.6. yy’da), Bati Türkleri/Gök Türkler (M.S.6. yy’da), Safaviler (M.S.16-17. yy’da), Baburlular (M.S.16-17. yy’da), Saybanlilar ile Astarhanlilar (M.S.16-17. yy’da) devletleri döneminde.

Afganistan, toprak bakimindan 650 000 km2 yüzölçümüne sahiptir. Ancak, bunun 4/3’ü daglar ile çöllerden olusmaktadir. Pamir daglari (Afganistan’da Hinduküs adini tasiyor) bu ülkeyi dogudan batiya iki denk olamayan bölüme ayirmistir. Bu daglarin izi batiya Köhibaba (Atadag), Köhisiyah (Karadag), Köhisefid (Akdag) adlari ile taninmaktadir. Bu daglar 3000-6000 metre yüksekligin- dedirler.

Yukarida adi geçen daglarin etekleri ile yamaçlarinda çok eski çaglardan baslayarak uygarliga uygun kosunlar yaratilip kentler kurulmus ki bu kentler ve uygarligin besikleri bugüne kadar da kendi varliklarini koruyup sürdürmekteler. Su daglardan kaynaklanan çaylar ile irmaklardan, kuzeyde Kökçe, Amu-irmagi, Surhap, Balhap ile Margab’i, batida ise Herirod ile Ferahrod irmaklarini, güneyde Hilment ile Ergendap irmaklarini ve doguda da Kabil, Küner irmaklarini sayabiliriz ki bunlar ülkenin en önemli su kaynaklarindan sayilmaktalar.

Afganistan’nin iklimi ise, bu ülkenin fiziki ve cografi yapisina uygun olarak asagi yukari kuraktir. Amu-irmagi kiyisinda, demek Güney Türkistan’da, ise kisi bol kar ve yagmurlu, kuru soguk, yazi de çok kuru ve sicak geçmektedir. Güneybatida ise iklim tüm kuraktir, orlarda kar yagmaz, hava da çok sicak olur. Kumlu çöllerde yaz aylarinda sicaklik 50 dereceyi de geçer.

Devletin verdigi son resmi istatistiklere göre Afganistan’nin nufusu 15 milyon kisi olarak bilinmektedir. Ancak, son yillardaki savaslar yüzünden bugün nufusun 13 ile 14 milyon arasinda oldugu tahmin edilmektedir ki ondan % 30-35 Türkler’den ibarettir.* Ülke nufusunun % 99’u Müslüman olup Hanefi ile Caferi mezheblerindendirler, ancak Hanefiler çogunluktadirlar. Siyasi düzenlemesine göre Afganistan 33 vilayet, 216 ilçe ile 117 beldeden olusmaktadir.

_____________________________

* Bugünlerde çesitli kaynaklar, ülkenin nufusunu 30 milyon kisi olarak tahmin ediliyor.

2- M.Ö. KI DÖNEMLERDE BU ÜLKEDEKI TÜRKVARLIGI


Eski dünya uygarligi ile medeniyeti bakimindan, Afganistan büyük önem arz etmektedir. Bu ülkenin çesitli yerlerinde var olan çok sayidaki eski kentler, saraylar, inanç ile ibadet yerlerinde yapilan kazilarnin sonucunda bulunan degerli tarihi kalintilar bugüne kadar dünya çapinda söhret kazanmistir ki bu kalintilar bize binlerce yil önce bu topraklarda yasayan uygarliklar ile medeniyetlerin zenginligini göstermektedir.

Afganistan’da ilk arkeolojik arastirmalar, sözde “turist” kimligi ile ülkeye giren Avrupali haydutlar tarafindan yapilmistir ki bu hirsizlar kazilar sirasinda çikarilan tarihi eserlerin çogunu Avrupa’ya kaçirmislar. Ilk kez devlet anlasmasi ile Fransiz arkeologlar tarafindan (1922) “Afganistan-Fransa arkeolojik arastirma komitesi” kurularak, kazilara resmen baslanmistir. Bunun müteakiben Italyali, Amerikali, Japonyali ile eski Sovyetli arkeologlari çesitli yerlerde kazi yapmislardir. Bu kazilar sonucunda çikan esrlerin büyük bölümü bu ülkelerin milli müzelerini süslemektedir. Afganistan’da yillardan beri milli bir idarenin olmamasi yüzünden, bu zenginliklerin çogunlugu çalinarak ülke disina kaçirilmistir.

Sadece Hedde (Celalabad kentinde) denilen yerde yapilan kazilar sonucu çikarilan tarihi eserlerin sayisi 20 bini asmistir ki bu eserlerin arasinda dünyaca ünlü eserlerin sayisi hiç de az degildir. Sundan dolayi bati arkeologlarindan G. Masson kendinin eski Afganistan medeniyeti konusunda yazdigi eserinde, bu ülkenin “dogu arkeolojisinin gerçek ambari” olarak kabul etmektedir. O, bu eserlerin binlerce yil önceye ait oldugunu da kabul etmistir.

Bugünkü Afganistan’nin vilayetlerinden biri, 10. yy’dan 12. yy’a kadar Gaznalilar devletinin baskenti olan, Gazna’dan arkeolojik kazilar sonucu çikarilan tarihi eserler bu yerlerde birinci insan toplumunun yasamini 100 000 ile 200 000 yil önce basladigini göstermektedir. Bu insanlarin avci olarak magaralarda yasadiklari düsünülmektedir. Bu eserlerin arkeolajik bakimdan yüksek ehmiyete sahip oldugu süphesizdir. Sunun gibi, Afganistan sinirlari içinde kalan Güney Türkistan’nin “Kördere” bölgesinde yapilan kazilar sonucu, bu topraklarda insan toplumlarinin 35 000 ile 60 000 yil önce yasadigini ispatlamaktadir. Bu insanlardan kalan izler, onlarin bu bölgenin magaralarinda yasamis olduklarini belgelemektedir. Bundan baska, Amu-irmaginin iki kiyisinda yapilan kazilar sonucu, eski tas döneminde yasamis avcilardan kalan izler de bulunmustur. Bu izler, bu avcilarin buralara kadar geldiklerinin göstergesidir. G. Türkistan’da olan Aybeg kentinin “Kara Kemer” bölgesinden çikan tas ve kemikten yapilmis araçlar, tas döneminin en eski kalintilari olarak tanilmaktadir. “Kara Kemer”de bulunan bu magaralarin M.Ö. 10 000 – 7000 yillari aralarinda avcilarin yuvalari oldugu ispatlanmistir.

Amerikali arkeolog Dr. Loeu Duprey’nin Balh vilayetinde (Mezari Serif kentinin güneyi ve Amu-irmaginin kiyilarinda olan “Ak Köprü” de) yaptigi kazilar sonucunda, bir çok arkeolojik eserler bulunmustur ki bunlarin içinde tunçtan yapilmis kapakli ayna, yüzük, bilerzik, silah çesitleri ile baska nesneler ve özellikle lacivert taslari dikkate degerdir. Bu eserlerin yeni tas dönemine (M.Ö. 9000-2000) ait oldugu tesbit edilmistir. Bu arastirmacinin düsüncesine göre, bu çaglarda burada yasayan kisiler koyun ile keçi besleyip ve ayni zamanda tarim ile de ugrasmislar. Yine su arkeologun oyuna göre, yerin çok derinliklerinden bulunan eserler M.Ö. 20 000 yillara ait olmalidir. (Bak: Gobar, s.34)

W.I. Sarianidi, Mezari Serif ile Devletabat kentlerinin arasinda olan eski medeniyete ait bir harabe kentte yaptigi kazilar sonucu, çok sayida tarihi eser bulunmustur. Bu eski uygarlik izleri M.Ö. 2000 yilina aittir. Burada yasayan insanlarin tarim ile hayvancilikla ugrasdiklari ve ayni zamanda çanak ile çömlekçilik sanati yaninda, miymari bilgiye de iye olduklari görülmektedir. Bu insanlarin ev esyalari ile süs takilari sanatina kazanmis basarilari ile süs takilarina isledikleri koç ve sigir motifleri dikkat çekiçidir. Bu izlere dayanarak diye biliriz ki, bu insanlar demirçilik ile kuyumculuk sanatina en ince bir sekilde uzmanlasmis olmus emisler. Su gibi bu insanlar, savas araci olarak kulanilan kiliç, kama ile baltayi da çok düzgün bir biçimde yapmislardir. Bu uygarligin yaratanlari bina yapiminda tugla kulanip, kendi inançlarina göre, mermer taslarindan yontulmus oturan kadin ve hayvan heykellerini de yapmislar. Bu hayvan heykellerinin arasinda kanatli arslanlarin bulundugu, onlarin Mezopotamiya ile iliskilerinin oldugunu ispatlamaktadir. Bundan baska, Amu-irmaginin öte kiyisinda da ayni türden olan eserlere rastlanmaktayiz. Bu arastirmalarnin sonucunda diyebiliriz ki, Balh vilayetinin çevresi (Balh, bugünkü Afganistan’nin vilayetlerinden biridir ki Mezari Serif onun baskentidir) M.Ö. 7000-4000 yillar aralarinda nufus orani bakimindan en büyük bölgelerden olmustur.

Bu eski çaglarda, bu topraklarda yasayan kisilerin irki konusunda Avrupali ve bütün batili arastirmacilar, dogal olarak, hep susmaktalar, çünkü Avrupa’daki sanayilasma devrimlerinden sonra, irkçilik teorileri de Avrupali ülkelerde bir hizla ortaya çikmaya basladi ve bununla birlikte kültür bakimindan bir “Avrupa merkezçilik” veya da “Avrupa kültür sövenizmi” hakim olmaya basladi. Bu irkçi üstünlük düsüncelerine dayanarak, bütün bu izleri bazen “Arya” irkina bagli olma teorileri de üretildi. Bu oylara uygun Türkler “göçebe”, “medeniyetsiz” bir ulus olarak gösterilmege çalisildi. Bu kültür sövenizmi ile Türk-yagiligini ret etmek için çok bilimsel taniklarimiz vardir ve tüm bu irkçi teorilerin gerçeksiz ve ilim disi oldugunu, Türkler yurdunda bulunan yüzlerçe kurgan ile teppeler göstermektedir. Eger “Fars”larin, ki kendilerini Avrupa irkindan olduklarini göstermege çalismaktadirlar, mitoloji ile yazili eserlerine bakilirsa, bir yandan Iran’nin karsisinda daima Turan vardir, Iranlilar’in Türkler yurduna geldikten sonra Turanlilar karsisinda yaptiklari savaslar bölge geçmisinin ana temelini olusturur. Baska yandan da yukarida söylenen bu uygarliklar “Aryali”larin bu topraklara geldiklerinden binlerce önce yaratilmis olmustur. Bunun için konuyla ilgili bazi kaynaklara bakmak gerekir.

Abu Ali Muhamed Belemi’nin “Belemi tarihi” adli eserine bakildiginda Hazreti Musa A. S’nin yalavaçligi (peygamberligi) döneminde, Alp Er Tonga (Afrasiyab) Türk kagani olarak Balh kentinde yasamis ve Türkler o çaglarda bütün Mevera-ul Nehir’den (Bati Türkistan’dan) Neysapura kadar hakim olmuslardir ve Alp Er Tonga Farslar’in kirali Menuçehr’in karsisinda savasmistir. Bunlarin yaninda, Belemi Fars edebiyati ile miteolojisinin kahramani olarak bilinen Gestasip’ten de söz etmektedir ki, onun döneminde Alp Er Tonga’nin karindasi/kardesi olan Hizirasip (Ercasip) Türkler kagani sifatinda Balh’da Gestasip’la savasmistir ki bu savaslarin izi olan Isfendiyar ile Rustem’in savasi Firdevsi “Sahname”sinin konusu ve bu kisiler de onun ölmez kahramanlaridirlar. “Tarihi Teberi” de Balh konusunda aynen Alp Er Tonga ile Menuçehr savaslarindan söz etmektedir. (Bak: Mir Abedini, s. 13-17)

Arkeolojik arastirmalar bakimindan çok önemli tanilan yerlerden baska birisi, Afganistan’nin dogusunda ve bugün büyük bir vilayet olmus ve çogunlukta Pestunlar yasamakta olan bölge, Kandahar vilayetidir. Bir yandan bu vilayetin ve baska yandan da Hinduküs daglarinin güneyinde yerlesmis olan “Mündügek” adli bölgede, 1951’de arkeolojik arastirmalar yapilmistir ki bu arastirmalarin sonucuna göre, buralarda M.Ö. 4000-3000 aralarinda insan topluluklari tarimçilik ile hayvan besleme kültürüne iye olup, bir yerlesik yasama geçmislermis. Bu arastirmalarni J. M. Casal önderlik etmistir. Mündügek’ten bulunan seramik çanak, çömlek gibi baska araçlar, onlarnin o çaglarda bile çarklarla yapilmis olduklarini, kanitlamaktadir. Bu seramikler basit olmayip hatta çizgiler ve sekillerle süslendirilmisler. Burada yasayan kisiler ile yaratiklari esrelerin o çaglarda Belüçistan ile Türkmenistan’da yasayan kisiler ile iliskileri oldugunu bu bölgelerden bulunan izler göstermektedir. Mündügek’ten bulunan eski çaglara ait bu uygarlik izleri, yaliniz seramikten ibaret olmayip, belki bunlarla birlikte bakir, demir ve pirinçten yapilan baltalar, kiliçlar ve taki süslemeleri de öz içresinde bulundurmaktadir. Bu uygarligin en uç noktasi M.Ö. 3000 yillarina aittir ve arkeolojik arastirmalara bakildiginda, Mündügek’nin bölge baskenti olmus oldugu düsünülebilir. (Bak: Masson, s.15ff)

Paris müzesinin tanilan bilginçlerinden Dominicue Darbois, Mooreroft teorisine dayanarak Mündigek uygarligi ve kültürünün en eski iyelerinin irk bakimindan “Mogol irkli” olduklarini kanitlayip ve onlardan kalan nesiller de bugüne kadar Pamir ile Hinduküs daglari yamaçlarinda yasamaktadirlar deye yaziyor. Darbois’in düsünçesine göre, Mündügek’ten bulunan eski kent kalintilari gösteriyor ki insanlar o çaglarda bir belli pilan üzerine (M.Ö. 3000 yillarda) kentler kurup, Elam ile Kelde gibi baska uygarliklar merkezi ile ticaret yapmakta emisler. Yine su bilginçnin baksina göre bu uygarlik daha sonralarda Hindistan’a tasinmistir. (Bak: Auboyer, J. ve Darbois, D. s. 19)

Bunun disinda Mündügek uygarliginin, Anau (Türkmenistan’da) ve Mezopotamiya uygarliklari ile iliskiye olmus olduklari kanitlanmistir. Mündügek kalintilari yedi döneme ayrilmaktadir ki bu dönemler M.Ö. 4000-500 yillarina kadar devam etmistir. 1. dönem M.Ö. 3000 yillarina aittir. 2. ile 3. dönemde ise yerlesim kültürü açikça görülmektedir. Amma 4. dönemde pilan üzerine kurulan binalar vardir. 5. dönemde nufus sikisikliginin yüksek oldugu görülüyor. Bu dönemde evlerde ocaklarin varligi kanitlanmakta ki bu ocaklarda sicaklik 600-1100 derceye kadar yükselme imkanina iye olmustur. Su dönemde seramikler çarkla yapilir, çizgi ve çesitli dogal boyalar kulanilmistir. Bu boyalar içinde Türk mavisi en seçkin ve en fazla kulanilan boya idi ki bugüne kadar da Türkler arasinda Türk mavisi kutsal renk olarak kabul edilmektedir. Eger 4. dönemde hayvan heykelleri görülse de 5.dönemde insan heykeli ile oturan kadin heykeli mermer tasindan yontulmus olursa da, damgalar kemikten ve ölçü aletleri de tastan yapilmistir. (Bak: Auboyer,J. s. 16)

Hint ve eski Iran’nin kutsal yazilari olarak taninan Vidalar ile Avista’ya bakildiginda, yukarida söyledigimiz Mündügek ve baska kentlerin yollarini çok eski çaglarda, Arya kavimler tarafindan kulanilmis oldugunu görülüyor. Eger kabul edebilseydik, ki bir çagi Aryalilar Iran bölgelesinden Hindistan’a göçmüs olmus olsalar, tabiidirki bugüne kadar bu yaliniz bir teoridir ve gerçek oldugu kanitlanmamistir, bu göçebelik M.Ö.1200 yillara rastlanmaktadir. Halbuki Mündügek’te M.Ö.4000 yillarda uygarlik ve kentlesme kültürünün varligi tesbit edilmistir ki bu uygarlik gerçekten Aryali oldugunu iddia eden kavimlerle hiç bir bagi bulunmamaktadir. Bu göçebeler yukarida adini andigimiz yollardan yanlizca geçmisler ve bu yolboyu gördüklerini yazmislar ki bu yazilar da onlarin bu uygarligin iyesi olduklarini göstermek için hiçbir kanit vermiyor. (Bak: Auboer,J. s.19)

Firdevsi kendi “Sehname”sinde Aryalilar’in kirallari okuma yazma bilmezken, baskalarin demek Türklerin, onlara okuma ile yazma ögrettigini unutmayip yazmistir.

Bu topraklardan ele geçirilen binlerçe yil öncelerden kalan belgelerle yine su yurtlarda yasamis uygarliklarin izlerine dayanarak diyebiliriz ki, Türk töresi, gelenekleri, uygarligi ile Türklügün en eski soy besiklerinden biri de bugün yapay olarak Afganistan ismini takildigi topraklardir. Bu topraklarin koynunda yasamis binlerçe baska izlerde vardir, ne yazik ki olar bugüne kadar arastirilamamistir. Biliyoruz ki bütün bu kalintilarin çogunlugu Avrupali arkeologlar tarafindan arastirilmistir ki, bunlarin çogunlugu “Avrupaçilik” ve “Aryaçilik”in irki üstünlügüne inanilarak haksizlikla bu uygarlik ve medeniyetin zorla eski Iranlilar veya Farsilara, demek hiç var olmagan bir ulusa, maletme gayreti içresine girmistirler.

Yanliz Afganistan’a bagli topraklardan bugüne kadar 60’dan fazla arkeolojik yer tesbit edilmistir. Bu yerlerden bulunan tarihi kalintilarin çogunlugu Anau ve Mezopotamya uygarliklari ile iliskileri kanitlanmistir. Tabiidir ki Sümerler Arya irkindan olmayip tam aksine olarin Türkler’le dil, töre, gelenek, inanç ve medeniyet birligi artik kabul edilmektedir. Bundan dolayi diyebiliriz ki, Sümer uygarligi çaginda bugünkü Afganistan topraklarinda da parlak bir Türk uygarligi kurulmus ve bu iki karindas uygarligin arasinda büyük bir ayniyet (birlik) görülmektedir.

Kuskusuzdur ki, Türklere düsman olan bir avuç avrupali Türkologlar ve arkeologlar kendi Avrupaçilik ile Aryaçilik hayalleri ugruna eski Türk kültür ve uygarligini çesitli savsatalarla inkar ederek bir insanlik ayibi islemektedirler. Ancak, dünyanin dört bir yanindan çikarilmis Türkler’in eski uygarligina ilgili parlak belgeler arkeologlarin, Türkler’i görmez olan gözlerini bile kamastirmaktadir.

1979’cu yilda, Sovyetler arkeologu W. I. Sarianidi’nin kilavuzlugunda, G. Türkistan’da, demek Cevzican vilayetinin baskenti Sibirgan’nin* çevresindeki Altin Tepe adli yerde miladi 1.yy’a ait bir kaç mezar açildi. Bu mezarlardan tüm altina sarilmis ve altin süslemelerle gömülen kisilerle birlikte 30 000 den fazla altin taki, süs ve esya bulundu. Bu mezarlar Yüce veya Yüçi Türkleine** aittir ki bu Türkler öz ana yurtlarini vahsi ve barbar yagilari olan Yunanlilar’dan (Iskender’in siyasi kalintilarindan) kurtarip, büyük Kosanlar devletini kurmusturlar. Adi geçen mezarlardan çikarilan takilar ile süsler içinde bugüne kadar Türkler arasinda yüksek öneme iye olan hilal, yildiz, kurt ile çok göktaslarinin bulunmasi onlarin Türkler’e ait oldugunu kanitliyor. Bu eserlerin bugün nerede oldugunu veya hangi sümürgeçi ülke müzesinin asagi katlarinda bulundugunu pek bilmiyoruz.


_____________________________

* Suburgan, Simirkan veya da M. Kasgarli’ga göre “Suburgan: Masatlik,müslüman olmayanlarin mezarligi. Su savda dahi gelmistir: Suburganda ev bolmas, topurganda av bolmas = eski mezarlikta ev olmaz, gevsek toprakli yerde av olmaz”, Divanü Lügat-it-Türk, 1. cild, s. 516.

** Bu sözün kökü büyük, yüksek, ulu anlaminda olan yüce sözünden gelmeli, çünkü Türklerin arasinda kendi boy veya soylarina hep böyle anlamlari olan adlari verme gelenegi çok yaygin olarak görülmektedir, örnek tanri veya iye anlaminda olan bayat sözü (Bayat boyu’na) ve su gibi yine tanri, yüce ve asiman anlaminda olan kök sözü (Kök Türk’lere) ayni anlamlarni tasimaktalar.

3- AVGANISTAN’NIN YAZILI TARIHINDE TÜRKLER’IN YERI

Türkler’in eski töre ve gelenekleri ile uygarliklarinin kalintilarindan dolayi, öyle ki yukarida onlardan bir kaç küçük örnek gösterdik,- Türkler’in yagi olan “avrupaçi” ile “aryaçi” düsünen bilginler ile tarihçilernin bütün telas ve barbarca çabalarina ragmen- binler yil önce bu ülkede yalnizça öz damgasini vurmayip, belki de bugüne kadar belli olan yazili tarih kitaplarinda da öz varligi ile bu topraklarin iyesi oldugunu kanitlamistir. Yürüdülen Türk hakimiyeti Afganistan ile onun çevresini binler yil günesin isigi gibi aydinlatmistir ki, hiç bir kör de bunlardan inkar edebilmez.

Dünya tarihinde eski “Fars” devleti adi ile tanitilan Hahamanislar döneminden, yeterliçe belge elimizde mevcuttur. Bu devlet M.Ö. 700’ci yilda, bugünkü Iran topraklarinin güneybatisinda yerlesen “Pars” yada “Parsva” adli köyde, bir küçük devlet kurulmus ki bu devlet sonralar kendine Hahamanisya adini vermis, çünkü bu devletin kurucusunun adi Hahamanis imis. Bu sülalenin M.Ö.545-333 yillar arasinda kurdugu devlet o dönemin en büyük devleti olmus. Su hanedandan olan Kürüs M.Ö.550 de Metler*** karsisinda savasip kendi özgürlügüne kavustuktan sonra büyük bir devlet kurmustur.
A. Foucher’e göre Kürüs’ün ordusu bugünkü Afganistan’nin batisindan girerek Kabil’e kadar gelmistir. Bunun anlami su ki bugünkü Afganistan ile onun kuzeyi o çagda baska bir devletin demek bir Türk yönetiminin idaresi altinda olmustur. Yine baska kaynaklara göre onun ordusu M.Ö. 536’da bugünkü Kazakistan’nin çöllerinde Türkler’e karsi yapilan savaslarin sonucunda tamamen öldürülmüstür. Bu bellidir ki Kürüs yasaminin son dönemlerinde Bahter’de (bugünkü G. Türkistan’da) hakim olan Saka**** veya Iskit Türkler’i ve onlarin öne çikan urugundan olan Masagitlar’in karsisina yürüten savasta da yenilmistir. Su adi geçen sülalenin baska bir kolundan olan Dariyüs I (M.Ö.522-486) kendi hakimiyet sahasini daha da genislestirmisse de yine Türkler’i yenememistir, ancak Dariyüs III’nin (M.Ö.331) Mekedonlu Iskendere yenildigi ile birlikte bu sülalenin defteri de kapanmistir.

Yukarida söyledigimiz gibi eger Hahamanislar tümüyle Türk degilseler bile, bu büyük ve güçlü kaganligin içinde Türk hakimiyetinin etkisi çok büyük olmustur. Eski Yunan tarihçisi Heredot, Hahamanislar’dan biri olan Ieries’nin (M.Ö. 479-480) Yunana karsi açmis oldugu savas sirasinda, onun ordusu içinde Bahtarlilar, Sakalar, Hindular, Aryalilar, Partlar, Harazimlilar, Sugdular, Gandaharalilar, Dandilar, Hazarlilar, Sarangarlilar ile baska bir takim uluslarnin varligindan yazmistir. Bu savasta katilan uluslarnin listesine baktigimizda görünür ki Aryalilar yanliz küçük bir gurupturlar ve kalan çogunluk Türk boylarindan yada baska uluslardandir. Bunlardan dolayi diyebiliriz ki, bu büyük devletin içinde Türk unsurlarinin agirligi hiç de az degil imistir.

Öyle ki biliyoruz, Mekedonlu Iskender Iran’ni yendiginin arkasindan yüzbinlerçe kisinin kanini döktükten sonra Bati Türkistan, Hindistan ve bugünkü Afganistan topraklarini alarak bu dökülen kanlarin üzerinde bir büyük kaganligi kurmustur. Bu olaylardan sonra bu yurtlarda uzun sirali bir yabanci hakimiyeti gerçeklestirilmis olmustu, ancak Iskender’nin ölümünden (M.Ö.325) sonra onun kurdugu kaganlik bir kaç küçük bölümlere ayirildi. Bu isgal döneminde Afganistan’nin topraklarinda ilk Yunan-Bahtar adila tanilmis bir devlet ve sonralar da Yunan-Hint devleti kurulmustu. M.Ö. 2. yy baslayarak bu yabanci ve isgalçi devletlerin karsisinda bagimsizlik ayaklamalari baslanmistir.

Afganistan’nin tarihinde baslayan bu yeni ayaklama konusunda, J.Auboyer kendi kitabinda böyle yazmaktadir: ” M.Ö. 2. yy’in baslarinda göçmen kabileler devleti endiselendirmeye basladi. Bunlar iki guruptan ibaret idiler, yani Yüçiler ki bunlarin etnik kökeninin çok az bilinmesine ragmen yine de, düsünülebilinir ki bunlar Toharlar (Türkler) ile karindas imisler, onlarin töreleri dogu Mogolistan’dan gelen Hiun-nu’lar (Hunlar) ve Iskitler (bu ad Yunanli kaynaklarda Skythen olarak geçer) ile benzer idi ve Iranlilar onlari Saka, Hindiler de Sak olarak adlandirmaktalar “.(Bak: Auboyer, J. s.24) Bunlara Afganistanli tarihçiler ise Seti demekteler, onlarin oylarina göre Setiler Kasgar’da yasayip, Çinlilerle komsu imisler. Öyle ki biliyoruz, Setiler Sirderya bölgesi ile Hazar ve Karadeniz’in kuzeyinde hakim olduktan sonra M.Ö.700-300’e kadar Tanri-Daglar’indan Ural’a kadar yayilmislardir. Kosanlar ya Yüçiler Seti kabilelerinin en doglusu olarak Tun-Hvang ve Ki-lin arasinda yasayip, Hunlulara karsi savasmislar ki bu savaslarin sonucunda Yüçiler Hunlular’a yenilip Elli ve Tarim’dan geçip Bati Türkistan’a gelmislerdir. (Bak: Gobar, s. 49)

Kisa zamanda Türkler kendini yineden toparlayip, Yunanlilar’a karsi savasa girmisler ve onun sonucunda kendi yurtlarinda öz Türk devletini kurmuslar, bu devletlerin arasinda Kosanlar’in kurdugu kaganligin (M.Ö.220-40) en böyük devlet oldugunu herkes bilmektedir. Bu 200 yillik dönemde Afganistan’nin batisi önce Fars olmayan Partlar (bunlarin en azi büyük bölümü Türk kökenlik olmuslar) ve sonralar da Sasaniler elinde idi. Kosanlar’in dili Afganistan tarihinde Hüten dili olarak tanilmistir ki Türkçe’den baska bir dil degildir.

Kosan devleti kendi yerini baska bir Türk kaganligina, demek Eftalitler’e/Ak Hunlar’a, (M.S. 425-566) birakmistir ki bunlar da kendi sirasinda Setiler tarafindan yenilgiye ugradilar. Kosanlar ile Eftalitler arasindaki dönemde, asagi yukari 200 yilda, Afganistan’nin çesitli yerleri bazen Sasaniler ve bazen de küçük Kosanlar’in hakimiyetleri altinda kalmistir.

M.S. 6. yy’in sonlarindan baslayarak Gök Türk büyük kagani Tümen’nin (Mogolistan’dan Ural’a kadar hakim olmustu) ölümünden sonra, onun kurdugu büyük kaganlik ikiye bölündü. Dogu Kaganligi demek Mogolistan, Tümen Kagan’nin oglu Mugan Kagan’a verildi, bati kaganligi ise Tümen Kagan’nin kardesi olan Istemi Kagan’a devretildi ki Kasgar, Sirderya ile Ural bölgesi onun hakimiyeti altina girdi. Bati Kaganligi ilk Sasanilerle birlesip Eftalitler’i yendiler. M.S. 566’ci yilda Amu-irmagi’nin sag tarafinda Türkler ve sol tarafi Afganistan’nin bati bölgeleri ile birlikte Sasaniler’nin elinde kalmis oldu. Amma M.S. 600’cü yilin sonlarinda Tardu Kagan, Bati Türk yabgusu, Sasaniler’i Afganistan’nin kuzeyinden (G. Türkistan’dan) çikarib Bedehsan’dan Meymene’ye kadar geri sürdüler. Bati Türkler’nin hakimiyeti sonucunda G. Türkistan’da 30 tane Hanlik kuruldu. Bu Hanliklarin baskendi Kunduz sehri idi ve bu bölgesel baskent dolayisiz büyük Kagan’nin idaresi altinda idi. Bu çaglarda bugünkü Afganistan topraklari ikiye bölünmüstü, yani kuzeyde Türkler’in hakimiyeti ki Afganistan tarihinde “Tekin Sahlik” adila tanilmistir ve güneyde ise Kapisa devleti (baskendi Begram) hakim idi. Bu devlet Kabil’den Sind’e kadar uzalirdi. Bu iki devlet önce Sasaniler’e karsi ve sonralar da Araplar’in karsisinda savastilar. Bundan dolayi Afganistan’nin kuzeyi 20. yy’in ortalarina kadar Türkistan adi ile tanilirdi.

Araplar’in Iran’a ilk isgalci saldirilari M.S. 642 yilinda baslatilip, 661 yilina kadar izlendirilmisti. Bu zaman içinde Araplar, Sasani devletini yenmisseler de, Afganistan’nin bati ile kuzeyinde 20 yildan fazle savasmaya mecbur kaldilar.

Inanç bayragi altinda gerçeklestirilen bu isgalçi savaslarin sonucunda Araplar kendi siyasetlerini öteki sekillerde yumusatmaga yöneldiler: a) isgal ettikleri topraklarda yasamakta olan eski inançlara ceziye karsiliginda müsaade ettiler. b) yerli hakimiyetlere haraç karsiliginda kendi yönetimlerinin devam ettirme hakkini tanidilar. Örnek olarak Siistan emiri Rüstem 652’ci yilda Arap ordusunun bas kumandani Rabi ile pazalik yaparak 1000 tas altin ile 1000 köle karsiliginda kendi makamini saklayabilmisti. (Bak: Gobar, s.67-69)

Araplar 643’cü yilda Merve’de Sasaniler kralini yendikten sonra, 651’ci yildan baslayip bölgede keskin saldiriya girdiler, olar Sasaniler kralini yakalama bahanesiyle Türkistan’a saldirdirmis oldular ki bu sümürgeçi saldirila baslayan savas 20 yil sürdü. Araplar’in Türkistan’a karsi yaptiklari ikinci savas asagi yukari 90 yil uzadi. Araplar’in Türkistan’a karsi isleten tüm barbarliklarina ragmen, olarin isgali Türkistan’da çok devam etmedi, demek 9. yy’da bölgede ilk Arap olmayan Samanlilar devleti (892-999) kuruldu. Bu devlet dogu ve bati Türkistan’ni demek 10. yy’da Fergane’den Çin çevrelerine kadar kendi hakimiyeti altina almisti.

Bu dönemde Türk dünyasina bakildiginda görüyoruz ki Dogu Türk kaganligini Karahanlilar yönetiyorlar, onlarin baskenti Balasagun (Kasgar’da) idi ve su gibi Bati Türk kaganligini da Ilhanlilar baslik etiyordular ki Özkent (Fergane’nin güneyinde) onlarin baskenti olmustu. Bu iki Türk kaganligi Türkili’nin ana bölümünü kendi idareleri altinda almistilar. Ilhanlilar’in kagani olan Satuk Bugra Han, 990’cu yilida Samanliler’in kurdugu devleti tarihten sildi.

Türk topraklari uzak geçmislerden bugüne kadar, demek her bir çagda kendi üzerinde yasayan kisileri maddi ve menavi bakimdan hep zengin beslemistir. Türkler yasayan yerlerden çikarilan ve ayrim çaglar ve uygarlik dönemlrine ait çesitli bayliklar, ki dünyanin önemli müzelerini süslemektedir, bu sözlerin kanitidir. Bu söylentinin baska bir kaniti Arap tarihçilerinin Türkistan sanati ile uygarligi hakkinda yazdiklari anilaridir. O çaglarda Türkistan’ni gezen Arap ünlü yazarlarindan Mukades’e göre “Horasan’nin (Türkistan) köyleri Irak’nin kentlerinden daha medeni ve daha düzenlidir.”, Ibn-il Fakiye’e göre de “Horasanlilar bilim, sanat ve ticarete çagin en ilerisinde olanlardirlar …” (Bak: Gobar, s.85).

Bölgede Araplar’in isgalindan sonra, Karahanlilar ardindan, Gaznali Mahmud’un kurdugu Gaznalilar kaganlik (962-1148), bu bölgenin ilk müslüman Türk devleti sayilir, bu kagan Gazna’dan Hindistan’a kadar tüm bölgeyi Türk bayragi altina almisti. Su gibi Salcuklular (1038-1153), Gorlular (1148-1214), Harazim Sahlar (1140-1220), 13. yy’da Cengiz Han, 14-15. yy’da Büyük Timür, 16. yy’da Özbegler, 16. yy’da Babur Sah ve 18. yy’da Nadir Avsar bu topraklarda yüzyillar boyu Türk hakimiyetini yasattilar.


_____________________________

*** Metler alti boydan araya gelmis idi ki onlardan üçünün Türk oldugu bilinmektedir ve kalan üçünün etnik kökeni bugüne kadar açiklanamamistir.

**** Saka veya Iskitler devleti adila tanilan büyük kaganlik, M. Ö. 8. yüzyilda Türkler’nin Su (=Su) boyu tarafindan Çu-vadisinde kurulan bir büyük Türk devleti idi. Bu Türk kaganliginin merkezi bugünkü Kazakistan’nin Almati kentinin 50 km dogusundaki Issik-Kurgan’da ekenliginin olasiligi düsünülmektedir. Bu iddiayi 1961 eski Issik-Kurgan’nin çevrelerinde Prof. Akisov kilavuzlugunda yapilan kazilar sonucunda ele geçirilen 4 000’den fazle altin esya kanitlanmis oldu. Bu kurgandan ele geçirilen altin ve gümüs nesnelerin içinden en önemlisi çevresi yazili olan bir gümüs tabagin bulundugu idi. Tabagin içinde yazilan bu Türkçe eser 26 harftan araya gelmis ve Orkun yazilarina benzeyor. Bu tabagin yazisina göre Iskitler’nin en azi kaganlari Türk olmalidir, çünkü bugüne kadar Türkistan’da Türk olmayan hiç bir ulus Türk yazisini kullanmamistir. Bundan baska, Yakut Türkleri kendilerine bugüne kadar da Saha deyorlar ki bu sözün Saka ile iliskili olmasi düsünülebilir, çünkü Türkçe’de çogu zaman H ile K yer degistirmistir. (Bak: Dr. Baymirza Hayit, s. 49)

4- TÜRKILI’NDE YAD HAKIMIYETI

Nadir Avsar’nin (1734-1747) ölümünden sonra, onun sarayinda yasamakta olan ve kiz kardesi de Nadir Avsar’in karisi olan Abdalli Ahmet Han,* Bugünkü Afganistan’nin vilayetlerinden biri sayilan Kandahar’i kendi kurdugu devletin baskenti olarak seçmisti. O, kendini kral olarak açiklamasinin ardindan çesitli siyasi amaçlar yüzüden Abdalli adinin yerine kendine Dürani adini takti.

Ahmet Han, kendi urugu ile Abdalli oymaklarinin yüzyillardan beri Pestunlar ile birlikte yasadigi ve Pestu dili ile Pestunlar’in geleneklerini de benimsediklerinden dolayi, siyasi olarak Afganlar/ Pestunlar’a dayanarak ilk Afgan veya da Pestun devletini kurmus oldu. Böyleçe bu topraklarin tarihinde ilk kez bir Pestun hakimiyeti, o da özlügünü yitirmis bir Türk tarafindan, gerçeklesti. Bu devletin kurulusu gelecekte ülkenin basina çok büyük ve agir belalar açti. Ahmet Han 1751’ci yilda Sah Veli adli kumandaninin önderliginde bir büyük orduyu Herat sehrinden G. Türkistan’a gönderdi.
Bu çagda Türkistan, Buhara Emirlig’nin** yönetimi altinda idi. Sah Veli G. Türkistan’da bir kaç bin ölüyü arkaya birakarak Kandahar’a döndü. Ahmet Han’nin ana amaci Hindistan’ni isgal etmek idi, ancak o Buhara Emirlig’nin güçsüz oldugunu duyarak, onun etkisini bu bölgeden silmek istedi. Türkistan beyleryi bir iki yildan sonra haraç vermeyi durdurdular ve böyleçe kendilerini yine özgür açikladilar ki bundan dolayi 1768’ci yilda yeniden Sah Veli bir büyük ordu ile G. Türkistan’a saldirmis oldu. Bu kez Buhara Emiri Murat Bey savas hazirligina girdi. Ahmet Han bunu anlayinca baskumandaninin arkasindan kendisi yeni bir ordu ile Herat’tan Meymene’ye saldirdi. Böyleçe, bu olaylari duyan Buhara Emiri Ahmet Han’a karsi savasmak için Karsi kentene kadar ileri geldi. Ayri nedenlerden dolayi iki ordu bir birine karsi savasa girmedi çünkü iki taraf Amu-irmagi’ni kendi aralarinda sinir olarak kabullandilar. Böyleçe G. Türkistan ana Türkistan’nin bagrindan ayrilip yad ellere düstü. Bu olayin arkasindan Ahmet Han, kendi ile götüren ordusunun bir bölümünü kalici olarak G. Türkistan’a yerlestirdi. Bu ordu daha sonralari oradaki özgürlük ayaklanmalari çöktürmek yoluna yardimci oldu. Bu orduya da “Eski Ordu/Köhne Lesker” adini koymuslar.

Ahmet Han’nin ölümünden sonra, onun oglu Temür Sah yerine tahta geçti. Temür Kandahar ile onun çevresinde bulunan ve atasinin kral olmasina yardimçi olan beylerle hanlarin etkisini azaltirmak için idare baskentini Kandahar’dan Kabil’e tasidi. O, her seyden artik tatli yemekler ile güzel kizlarla karilari severmis. Bunlardan dolayi onun döneminde ülkede çok büyük olaylar olmamistir, ancak onun ölümünden sonra bir yandan ondan kalan ogullari arasinda hanedanlik kavgalari ve baska yandan da ayrim oymaklarin devletin basina kunma umutlari için tasarilanan ayaklamalar baslanmis olmus ki tüm bu hakimiyet güresleri bu ülkenin kisilerine çok pahaliya mal oldu.

19. yy’da bir yandan Ingilizler Hindistan’a (Babur Sah’in kurdugu kaganlik) ve baska taraftan da Ruslar Bati Türkistan’i boyunduruklari altina almaga baslamistilar. Yeni ortaya çikan bu iki sümürgeçi devletin gözü Türk topraklarina dikilmisti ki Afganistan ile ona bagli G.Türkistan bu iki dev isgalçinin arasinda bir sinir seridi olarak kalmis oldu. Amma Hinistan’ni kurumak için Ingiliz’in etkisi Afganistan’da artarak 1839’cu yilda ilk kez Ingiliz ordusu bu ülkeye saldirdi. Bu olaydan sonra 1919’cu yila kadar Ingilizler üç kez Afganistan’a karsi savasa girdiler, bu ülkeye karsi yaptiklari her savasta da agir yenilgeler ile karsi karsiya kaldilar ki son savasta (1919) Afganistan yalnizça Ingilizler’i yenmedi, belki kendi siyasi bagimsizligina da kavustu.

Yukarida özetledigimiz hanedanlik ile iç kavgalar ve disaridan olan karismalardan dolayi Abdalilar kisa zamandan sonra demek 1843’cü yilda hakimiyetlerini yitirdiler, onlarin yerine bir baska Afgan/Pestun urugu yani Muhamedzai kabilesinden Dost Muhamed adli kisi Ingilizler ile Ruslar’in anlasmasi ile Kabil’in tahtina geçti. Dost Muhamed ve onun arkasindan gelen tüm emirler Ingiliz’in ajanlari olarak ülkeyi yönettiler. Bu dönemde Afganistan’nin içinde olup geçen tüm bu olaylarin akiminda G. Türkistan’a baktigimizde görüyoruzki G. Türkistan 19. yy’dan 20 .yy’in baslarina kadar defalarca Afganlar’in saldirilarina maruz kaldiysa da yine öz iç özgürlügü ile milli kimligini saklamayi basarmisti. 19. yüzyilin sonlarinda Ingiliz ile Rus sümürgeçileri kendi aralarinda yaptiklari bir anlasma ile Afganistan’da yine bir dönemi baslattilar ki bu dönem, akitan kanlarindan dolayi, bu ülkenin geçmisinde en kara bir sayfayi açmistir.

Muhamed Efzel’in oglu ve Dost Muhamed’in torunu olan Abdurahman (1880-1901), dokuz yasinda iken G. Türkistan’nin valisi olan babasinin yaninda yasamak için bu bölgeye geliyor ve 15 yasinda da G. Türkistan’da yerlestirilen Afgan/Pestun ordusunun genelkurmay baskanligina geçiyor. Böyleçe Abdurahman babasinin valiligi döneminde ve ondan sonra kendinin kralik döneminde, merkezi hakimiyeti kurma bahanesiyle Türkistan’da ve baska bölgelerde hiç bir insani ve ahlaki kural ve sinir tanimadan alçakça zulum ve soykirimi yaparak kisilernin kesik baslarindan kaleler yapmistir. Onun yaptiklari insanlik suçlarindan en güzel ve gerçek örnegi kendisinin yazdigi (onun kendi okuma yazma bilmediginden dolayi yazmis olmasa da yine onun adina yazilmistir) eserden vermek istiyoruz. Abdurahman bu kitapta G. Türkistan emirlerinden olan Emir Atalik’la yapmisoldugu savaslari söyle anlatmaktadir: ” …ben esir aldigim kisileri topun agzina koyupta topu öylece atesliyordum. Üç yillik savas döneminde bu iskence yolu ile öldürdügüm kisilerin sayisi 5000’ni asmistir. Benim askerlerim tarafindan bu sistemle öldürülen kisilerin sayisi 10000’den de çok olmustur.” (Bak: Sefername ve Hatirat-i Emir Adurahman Han, s.47) Abdurahman devrinden baslayarak G. Türkistan bütünüyle Kabil’in idaresi altina girdi. Böyleçe yerli beylerin etkisi de yavas yavas yok olup gitti.

Abdurahman’nin ölümünden sonra oglu Hebibullah (1901-1919) emirlik tahtina oturmus oldu. Onun da dünyada en sevdigi nesnelerin basinda yemek ile güzel kadinlar gelirdi, ancak bu dönemde Türkiye’de araya gelen yeni düsünçeler ile sümürgeçilige karsi ayaklamalar ve çagdaslasma çabalari, daha dogrusu Avrupalasma telaslari, bu ülkeyi de etkilemeye baslamisti. Hebibullah ancak çevresindeki karilardan baska bir sayi düsünebilmezdi. Böyle bir ortamda Habibullah 1919 kendi oglunun da yardimi ile gittigi bir av sirasinda avlandi ve bundan dolayi kralik yolu Amanullah’a açilmis oldu.

Amanullah (1919-1929), Türkiye Cumhuriyetinde çok iyi ve gerekli degisimler yaninda çagdas- lastirma ve yenilestirme amaclari altinda isletilen bir takim kör ve kisir avrupalastirmanin etkisi altinda, ülkenin tüm töreleri ile gelenekleri ve degerleri ile inanç duygularini degistirmek istedi. Onun bu yaptiklari veya dogrusu yapmak istedikleri, bir az da Ingilizler’in abartmalari yardimi ile, kamuyu ona karsi ayaklandirdi. Sonuçta Amanullah ülkeyi birakmaya mecbur kaldi ve ülkeyi bir hirsiza birakarak ailesi ile Avrupa’a kaçti. Böyleçe kisa bir zaman içresinde de olsa Afgan/Pestun tarihinin sayfasi kapanmis oldu.

Sakav oglu Habibulla (19.01.1929-15.10.1929), Pencsir köyinden olan bir Fars kökenli hirsiz idi, Ingilizler’in yardimi ile Amanullah’a karsi yapilan ayaklamalari kullanarak Afgan/Pestun hakimiyetini çöktürmeye kalkti, ancak ülkenin içinde Farslar’dan baska ve disari da kollavci bulmadigindan dolayi kisa zamanda yokatildi. Böyleçe Farslar’in ülkedeki kisa dönemli hakimiyetleri bitmis oldu.

Muhamed Nadir (1929-1933), Amanullah kraliginin baslarinda Avrupa’da onun elçisi olmustu, ancak krala karsi yükselen ayaklamalarla birlikte o da elçilik görevini birakip Avrupa’a çekilmis oldu. Amanullah’nin ülkeden çikmasi ve onun arkasindan Sakav oglu Habibullah’in hakimiyete geldikten bir kaç ay sonra ayaklamalarla karsi karsiga kaldigini ögrendikten keyin Ingilizler’in buyrugu ile korumasi altinda, o çaglarda Ingiliz sümürgesi olan Hint üzerinden, ülkeye girmis oldu. Nadir ile kardesleri bir yandan ülkenin güneyinde yasayan Pestunlar’a bir takim imtiyazlar sözü vererek yardimlarini kendine çekip ve baska taraftan da Ingiliz’in mali kollamasini saglayarak Sakav oglu Habibulla’a dört yandan saldiriya basladilar, Habibulla kisa zamanda kendine taslim olmadan baska bir yol görmeyip, Nadir ile iliskiye girdi. Nadir ona eger taslim olursa hiç bir say yapmayacagi ve onu öldürülmeyecgi dogrusunda ant içerek bir Kur’an-i Serif’e kendisi imza edip Habibullah’a gönderdi. Çok saf olan Habibullah da Nadir’in andina inanarak, kendini ona taslim etti. Nadir de onu yakaladiktan sonra, beklendigi gibi, kusbasi gibi dogradi. Habibullah bilmesti ki Nadir’in babalari hep Kur’an-i Kerim’e ant içip ve imza atip, sonra içtigi andi bozmustular. Farslar da bu olayin öcünü almak için hep uygun zaman arardilar, taki 1933 yilinda Nadir bir lise mezunlarinin diploma törenine katilmisti ve bu mezunlardan biri tören akiminda ona saldirarak öldürdü.

M. Nadir’in öldürülmesinin ardindan oglu Muhamed Zahir (1933-1973) onun ornuna ülkenin krali oldu. M. Zahir kral oldugu anda çok genç iken amcalari, onun bu denetimsizligini kullanarak, sira ile birisi basbakan olurken baskasi önemli bakanliklari üstlenerek ülkenin tüm sorunlari ile yönetimini kendi ellerine aldilar. Böyleçe 30 yil amcalari ile amca oglunun etkisi ve gölgesi altina kalan Zahir bir okla iki kus atmak istemis oldu. O, bir yandan kendini amca ogullari ile aile çevresinin gölgesinden kurtarmak ve baska yandan da dünya kamuoyuna kendini bir demokrat kisi olarak göstermek için, demokrasi oyununa girdi. Bu oyundan dolayi ülkede mesrutiyyet* düzeni açiklandi ve ona göre, yasama, yönetme ve denetme organlarinin görev ile is alanlari ve kralin da dokunalmizlik hakkini kuruyarak devletin temsilçisi sifatina anayasaya belirlenmisti. Yasama organi iki meclisten, Meclisi Surayi Milli ve Meclisi Sena, araya gelmisti. Sunundek çikarilan bu yeni anayasada kralin ailesinden basbakan olmasi ile basbakanlik içresinde yer almasi yasaklanmisti. Bunlarin yaninda kamuga parti kurma hakki disinda özel gazete çikarma, gösteri, yigilis gibi demokrasinin ilkeleri tanilan ayrim haklari da bu anayasaya yolundan vermisti. Bu siyasi degisiklikten dolayi kral da kendi aile gölgesinden kurtulmustu ve bununla birlikte, ülkede yapilan seçimler, Kabil’de haftada bir kez çikarilan kaç özel gazete, ayrim dilekler yüzünden sokaklara dökülen ögrençiler, ayrim dünya görüslü örgütlerin kurulusu, . . . dolayi dünyada onun görüntüsü de iyilesmisti.

Iç siyaseti bakimindan, M. Zahir ülke okullari ile yüksek ögretim yerlerini sag ile sol ideolojisinin yandaslarina birakti ve onun tek korkulu rüyasi bu ülkedeki Türkler’in milli uyganisi idi. Bu için o her seyi de kabullanmissa, Türkler’e hak vermeyi bütün gücü ile hep reddetti. Önceki dönemlerde baslatilan Pestu dilini yayma çabalari ile Pestunlar’i türlü yollar ve yöntemler ile G. Türkistan’da yerlestirme siyaseti güçlendirildi. Devlet yöneticileri içresinde, bakandan yazmana kadar, yem ile kayirciçilik en yüksek ölçüde yayilmisti. Sanayilesme ile tarimi yükseltirme ve bunlar için altyapiyi kurma yerine, hep uluslar arasi kuruluslardan kamu adina dilemçilik etildi ve ülkenin pazari disaridan gelen mallar dogrusunda iyesizce açik birakildi, ne milli sanayi yaratildi ve ne de var olani korundu ve yüzyillardan beri ülke isteklerini karsilagan el sanayi de ithal edilen mallar karsisinda issiz birakildi ve bunlara benzer milli olmayan isler gündem konusu olmustu.

Dis siyasete gelince, ülkenin güneydogusu batili ülkelerin ve kuzeyi de Ruslar’in takdirine birakilmasindan dolayi, M. Zahir Afganistan’ni çesitli ideolojilerin güres alanina çevirmisti. Ordunun bir bölümü Rusya ile dogu Avrupali ülkelerde, bir baska bölümü de Amerika ile ayri bati Avrupali yurtlarda ögretim görüyorsa, durum ülkenin tek mülki ögretim merkezi olan Kabil üniversitesinde de çok baskaca degildi. Kabil bir yandan ayrim ideolojik çatismalarla bölgeyi etkileme güresinin alanina ve baska yandan da uyusturucu alisverisi ile ahlaki çöküsün merkezine çevrilme durumuna götürül- müstü.

Yürülüye giren yeni anayasadan dolayi basbakanliktan uzaklastirilan, kralin amca oglu Muhamed Davud (1973-1978), asagi yukari on yildan sonra bir askeri darbe ile M. Zahir’i mat etti. O, kendine kral demeyip ülkede cumhuriyet düzeni açikladi ve böyleçe Afganistan’a krallik dönemi bitmis olmustu. Iste M. Davud, kralin döneminde anayasaya yolu ile verilen sözdeki demokratik haklari tümü ile yasakladi. Bir dünya gezisinin ardindan, o dis iliskilerinde agirligi bati ülkerine koymak istemis oldu. Davud’un bu siyaset degisikligini sezen Rusya, onun isini bittirmeyi düsünerek, solçi ve Moskova yanlisi olan Afganistan Demokratik Halk Partisi’ne (ADHP) bagli ordu mansublarini askeri darbeye buyurdu (27. Nisan 1978), Davud bir kaç aile azasi ile birlikte öldürüldü ve böyleçe ülkede yeni bir kanli dönemin gelis yolu açilmis oldu.

ADHP’nin hakimiyet dönemi (1978-1992) göz yasi ile ayriliklar, kan ile öldürümler, açlik ile gurbet, bozukculuk ile sümürgeçilikler, ve . . . ile belirleniyor. Bu dönemi özellikle üç baskica görebiliriz.

Ilk baskiç, 27. Nisan 1978’de baslanip 24. Aralik 1979’a kadar izlenir. Ruslar’in danismasi ile ülkenin bir korku ve iskence hapishanesine çevirilmesi bu baskiçin en özelligidir. Ruslar yillardan beri bu ülkede besledikleri itleri, bu ülkenin isgali ve kendilerinin yüzyillardan beri gördükleri sümürge rüyalarini gerçeklestirmesi için kullanma çaginin geldigini düsünerek, avciliya biraktilar. Ruslar’in ana amaci ADHP önderliginde yerel yönetimi kullanarak ülkeyi bir yas ve korku evine çevirmek ve sonra bir kurtarici rolunu oynayip, ülkeyi isgal etmek idi. Bu oyunun gerçeklesmesi için yüzbinlerçe kisi yasamini ve milyonlarca kisi de ev ile köyünü yitirmis oldu ve sonucta Rus ordusu ülkeye girdi, böyleçe Afganistan kaygilarinin ikinçi baskiçi baslandi, ki Nor Muhamed Tereki ile Hafizullah Emin bu oyunun bas oyunculari olmustular.

24. Aralik 1979’da Ruslar’in dolayisiz isgali ile Afganistan’da bir kara dönemin ikinçi baskiçi baslanmisti ki bu facianin bas oyuncusu Babrek Karmel idi. O, Rus ordusu ile birlikte ülkeye girdi ve böyleçe bu ülkenin tarihinde bir kara sayfanin nedenlerinden en önemlisi oldu. Bu baskiçta Ruslar’in Afganistan’da yaptiklari tüm incelikleri ile henüz unutulmamistir ve gelecekte de unutulmayacaktir. Yüzbinlerce ölünün arkasindan kalan gözü yasli analar ile genç dol kadinlar ve issiz ve babasiz kalan çocuklar, milyonlarca sakatlanmis yasli ve genç veya da çocuk, evini ya da köyünü birakmaya mecbur kalip gurbet yoluna düsen milyonlarca kisi ve açlik, hastalik ile yoksullukta mahküm kaldirilan yine milyonlarca kisi, bu baskiçin damgasidir. Bu ülkeyi kendi boyundurugu altina alma umudu ile kazanma olanagini yitiren Ruslar, yine dolayli olsa da bu ülkeyi kendi etkisi altinda saklayis için, isgal oyuncularinin degistirdiler ve böyleçe yine bir son baskiç baslatildi.

Rusya B. Karmel’in artik yararli olamayacagini anlayarak, yerine KGB ajanlarindan biri olan Necibullah’i (1986-1992) götürdü. Bu baskiçta çesitli yollardan duruma hakim olmaya çalisildi, ancak günden güne yürütülen Pestunçuluk tuzunu artiran Necibullah, silahli Türkler’in güvenini yitirdigi anda, hakimiyetini de elden vermis oldu. Böyleçe Orgeneral Abdulresid Dostum ile onun birliklerinin rolu essiz ve ölçülenmezdir. Nacibullah’nin hakimiyetten çekilmesi ile, o zamana kadar Pakistn’da bekleyen iste “Mücahitler” ülkeye akin ettiler. Böyleçe yeni bir baska kanli dönem ülkenin tarihinde baslanmis oldu. Iste Necibullah, “Taliban” döneminde bir kardesi ile birkikte Kabil’de asildi.

Necibullah hakimiyetinin sona ermesi ardindan yillardan beri koltuk ile makam özlemine yanan sözde “Mücahitler” Pakistan’dan Kabil’e akin ettiler. Bakanliklar, devlet yönetiminin idareleri, özel ve kamu varligi kumandanlar ile yandaslari arkali talan edildi. Ayrim silahli kumandanlar, Kabil sokaklarini kendi ganimetleri olarak, aralarinda paylasmaga basladilar. Böyleçe tüm ülkede yeni bir koltuk ile makam ve kendi etki alnini genistirme savasi otlandirildi. Bir yandan ganimet toplama ile özel çikarlar ve baska yandan da, o zamana kadar ortak yagi tanilan isgalçi Rusya’ya karsi savas örtüsü altinda gizlenen milli sorunlar, yüze çikmaya basladi. “Mücahitler”i o güne kadar, kendi belli amaclari için, mali ve manevi yardim eden ülkelere, basta ABD olmak üzere, bu durum saskinlik yaratmis oldu. Kendi yardimi ile büyütüp besleyen partilerden bekledigi sonucu ve umdugu ilgiyi görmeyen ABD, bir okla iki kus vurmayi tasarladi. Bir yandan “nankörlük” eden Afganistanli “Mücahitler” den öç almak için ve baska yandan da, Afganistan ile ona komsu ülkelerde, bati dünyasi ve özelikle ABD bakisindan gerekli oldugundan fazle yükselen Islami duygularin önünü kesmek için, CIA yeni olanaklari düsündu. Baska bir sözle, dogu ideolojisine karsi savasta bati ideolojisini yandaslari tarafindan en etkin ve kesici arac tanilip ve genis ölçüde yardim verilen ve kullanilan inanç duygulari, bu ideolojinin çöküsü ile artik yararsiz ve gereksiz oldugu duyuldu ve onun önünü kesmek için yollar düsünülmeye baslandi.

Yukaridaki amaca erismek için Pakistan’nin istihbarat dairesi bir yandan o ülkenin kökten dinçi partileri ile milletçi örgütlerinin yardimi ve baska yandan da CIA’nin mali ve manevi destegi ile, Pakistan devletinin yurtdasi olan Pestunlar ile o yurtta yasayan Afganistanli Pestun kökenli siginmacilari örgütlemeye basladi. Bu taslagin sonucu “Taliplar” adini tasiyan bir örgütün Pakistan istihbarat dairesinin kilavuzlugunda bol silah ve pare ile o ülkeden Afganistan’a gönderilmesi idi. “Taliplar” örgütünün üzerinde karisik amaclara erisme tuzagi kurulmustu.

Bu örgütü yaratan ve onun yasama geçisine büyük mali destegi olan CIA’nin ana amaci, bir yandan ABD’den koparak baska güçlere yönelen “Mücahitler”i bir yeni dini örgüt ile ezip ülke siyaseti alanindan çikarmak ve baska yandan da Islam inancina dayanmis, böyle bir asiri dinçi ve hiç ahlaki kural tanimayan, örgütün bu ülkenin hakimiyetine götürülmesi ile ülkede binlerçe kisinin ölüdürülmesi ile çagdisi baskilar altina alinmasindan dolayi, Islam’i yalnizca Afganistan’da degil belki de dünya kamuoyuna da karalamak idi. Böyle bir olaydan sonra, ABD kurtariçi olarak Afganistan’ni isgal edip ve bunun ardindan da Türk Cumhuriyetler’inde bulunan dogal bayliklari, basta Rusya olmak üzere, bölgedeki güçlerin etkisinden korumak için, askeri birliklerini bu cumhuriyetlere kondurmak dilemisti. Bunlarin yaninda CIA için, “Talipler” ayrim Arap kökenli ve Arap olmayan müslüman gelismis ülkeler ile agir sanayi iyesi olan batili ülkeler arasinda büyümekte olan ekonomik ile sanayilesme uçurumu ve ABD’nin sümürgeçiligi ile barbarligina karsi günden güne artan ve güçlenen dini örgütleri taniyip, tescil etmek yoluna en iyi tuzak olarak yaratilmisti.

ABD’nin yaninda, bu örgütün araya gelmesi yolunda en önemli rol oynayan, Pakistan ile Arabistan ve baska Arap emirliklerinin beklentileri de az degildi. Örnek olarak Pakistan’da, o ülkenin milletçileri ile asiri dinçi örgütleri, yaptiklari çabalarindan dolayi kendilerinin zeferi ve yurtlarinin büyüme düsünü gördüler ve Afganistan’i kendilerinin bir vilayetleri sifatina saymaya basladilar. S. Arabistan ile baska Arap emirlikleri de bir yandan Vehhabilik yolunun Afganistan’da yayilmasi olanagini ve baska yandan da bu ülkeyi Arap milletçilerinin örgütlenme yeri ve tehlikeli durumlarda da siganagi olacagini düsünmüstüler.

Koyulmus bu tuzaklari bilen ya da bilmeyen Pestunlar, milletçisinden milletsizine kadar ve solcusundan sag ve dinçisine kadar hepsi birlikte, tehlikeye düsen hakimiyetlerini kurtarmak umudu ile “Talip”lere siki sarildilar. Böyleçe, Islam inanci adina Pestun milletçiligi tüm gücüle yürütülmüs oldu ki sonucta on binlerçe Türk bu oyunun kurbani edildiler. Bu oyunlardan habersiz kalan bir takim müslüman Türkler, çesitli ülkelerden, saflikla kendi yasamlarini baskalarin milli amaci için yetirmis oldular. “Talip”ler en kisa zamanda ABD’nin öngördügü tasariyi, on binlerçe kisinin öldürmek, binleçe kisinin asilmak ya da basini kesilmek, binlerçe ellerle ayaklarin kesilmek ve ülkeyi tam anlamda bir iskence ve asaglama yurduna çevirmekle, en iyi gerçeklestirdiler.

Pakistan’nin yönetiminde bir darbe ile götürülen degisiklik, “Talip”lerin bundan artik gerek olmadigini ilk açik simgesi idi. Ancak, onlari artik oyun alanindan çikarip atmak ve Afganistan’i ABD tarafindan “kurtarilmasi” için bir büyük nedeni beklemek gerekirdi ki bu neden de, gerçek yapanlari bugüne kadar belli olmayan, 11 Eylül olayi ile yaratilmis oldu. ABD’nin yönetimi bu olayin faili sayilan Bin Laden’nin ülkesi ve pare kaynagi olan S. Arabistan yerine, Afganistan’a saldirdi. Bu isgala birlikte bölgeyi dogrudan kendi askeri etkisi altina almayi, en azi bugüne kadar, basarmis olmaktadir. Böyleçe Sovyetler Birliginden sonra, bu kez Afganistan ABD’nin isgalina ugradi. Vasington’nun Karmel’i tanilan CIA ajani Kerzayi bu kanli, iskenceler dolu ve sümürgeçilikle sonuçlanan tiyatronun basoyuncusu sayilir. Kendi isgalci amacini örtmek için, ABD yönetimi, bu oyuna ayri batili ve dogulu ülkeleri de sokmustur.



_____________________________

* Abdalilar, kendi kökenlerine bakildiginda, Ak Hunlar’dan sayilirlar ki tarihte onlara ayri kaynaklar Eftalit veya Yaftali ya da Aftali deye yazmislar.

** Su çaglarda ana Türkistan bir emirlik ile iki hanliktan araya gelmis üç merkezin idaresi altinda bölünmüstü. Bir yandan bu bölünmeden dolayi sonuçlanan güçsüzlesme ve baska bir yandan da ayrim vilayetler ile bölgelerde oradaki teginler ve beyler ile hanlarin merkezi yönetimden özgürçe hakimiyeti kendi ellerine alarak kamuyu sümürmeleri, bölgeyi Ruslar ile baska sümürgeçi güçlerin saldirisina uygunlastirmis olmustu.

* Bir hükümdarin baskanligi altinda millet meclisi ile idare edilen devlet düzeni.Kaynak:  armagan.at


Responses

  1. ve Afghanistanın daha bir çok kesiminde Türkler yaşar bu doğru mesela Herat ilinde 400 bin kadar Aymak(kızılbaş) Türkü var.

  2. Öncelikle bu güzel siteyi hazırladığın için,sana çok teşekküer ederim.Eline sağlık baya beğendim.Çocukluğum orada geçtiği için oralar benim özeldir.Düşün sene geleli tam 28 yıl olmuş dilekolay.Umarım bu siteyi orada yaşamış veya yaşamakta olan arkadaşlarda beğenirler.Evrenpaşa köyünün değerini en çok oradan uzak yaşayanlar daha iyi bilir.Çünkü bizzat o durumları kendim yaşadığım için iyi bilirim.Eğer bu site için yapabileceğim birşey varsa en her konuda yardıma hazırım…

    • teşekkür ederim güzel düşüncelerin için , ewet dışarıda yaşayanlar özlemi daha iyi bilir bu yüzden dışarıda olanlar da görebilsin diye yaptık.


Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: